Yazma deneyimini gerçekleştirmek, uzun ve zorlu bir içsel sancı sürecinden geçerek oluşuyormuş.
Yazıma karamsar bir hava katmak istemem ama yaşadığımız dünya insanoğlunun varlığından bu yana pek de iyimser bakılabilecek bir yer değil. Zaten ben de bundan bahsedeceğim.
Toplumsallaştıkça, toplumun içinden bir saniye bile olsa çıkıp iç dünyamızda nedensellikleri soyut ve somut senteziyle düşünmenin tadına varabileceğimizi anlayamıyoruz. Bir birey, öznel bir varlık olduğumuzu öylesine unutuyoruz ki bu da toplumun içinde özümüzü erittiğimizi fark etmemizi engelliyor. Toplumsal kültürün tabuları bireyselliğimizi sömürüyor. İçinde düşünme ve bunları yazma isteği olan ben de bu sömürünün etkisinden çıkma sancılarını yaşıyorum hâlâ. Aslında yazma isteği de topluma düşüncelerini açma güdüsünden kaynaklanıyor. Eğer ben ve benim gibi varlık bilincini düşünen insanlar da toplum sömürüsünün kızgın sularında erimeyi kanıksamış olursak, o suların toprağa karışması gibi pes etmiş ve göreceliliğimizi yitirmiş oluruz.
Bahsettiğim toplum sömürüsü maddi bir anlam taşımıyor. Manevi duygular, bölgesel/ülkesel kültür, özünde bireysel olan algı kavramının toplumsallaştırılıp bir coğrafi konumdaki tüm bireylere mâl edilmiş olması, toplum sömürüsüdür benim gözümde.
01/05/2020
Hiç yorum yok:
Yeni yorumlara izin verilmiyor.